Türkiye'nin 15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığı hain darbe girişiminin onuncu yıldönümünde hafızalarda yeniden beliren yalnızca tankların, savaş uçaklarının ve kapatılan köprülerin görüntüleri değildir; asıl geri dönen, devletine sahip çıkmayı bir varoluş meselesi sayan bir milletin destansı direnişi ve bu direnişin öncüsünde yer alan, geleceğinin, kazanımlarının ve iradesinin tarihi bir sınavdan geçtiğinin bilincine varmış bir gençlik kuşağıdır.
O gece, bu saatleri derin bir endişeyle izleyen gençlerden biriydim. Gözlerimizin önünde, Türkiye'yi yeniden darbeler ve askeri vesayet dönemine sürükleme; üniversitelerde, büyük ulusal projelerde, sanayide, altyapıda, bilimsel araştırmada ve teknolojide filizlenmeye başlamış bir yürüyüşü akamete uğratma girişimi vardı.
Gençlik nezdinde yaşananlar, iktidar mücadelesi veren siyasi taraflar arasındaki sıradan bir çekişme değildi; bütün bir kuşağın geleceğine yönelmiş doğrudan bir tehditti. Bu; eğitimini tamamlamayı, üretmeyi, düşünmeyi ve iradesine saygı duyan, önüne ilerlemenin kapılarını açan güçlü bir devletin inşasına ortak olmayı düşleyen bir kuşaktı.
Zihinlerimizde dönüp duran soru şuydu: Yılların emeği ve birikimi birkaç saat içinde heba olabilir miydi? Ülke, toplumun kaderinin tank paletlerince tayin edildiği, gençliğin geleceğinin silah zoruyla dayatılan kararlara rehin bırakıldığı karanlık bir döneme yeniden mi sürüklenirdi?
Ne var ki cevap, sokaklardan ve meydanlardan, halkın bizzat kendisinden geldi!
Türk milleti, bütün kesimleriyle devletine ve anayasal düzenine sahip çıkmak için ayağa kalktı; gençlik, bu tarihi tablonun tam merkezinde, dönüşümün en belirleyici öznelerinden biri olarak yerini aldı. Köprülere, havalimanlarına, meydanlara, hayati önem taşıyan kurumların çevresine akın eden gençler, savundukları şeyin belirli bir siyasi çizgi ya da parti olmadığının; toplumun kendi geleceğini belirleme hakkının ve yeni kuşakların istikrarlı bir devlette yaşama hakkının savunulduğunun tam bilincindeydi.
Gençlik, darbeye yalnızca sloganlarla değil, bizzat meydanda varlık göstererek karşı koydu; gerçeğin aktarılması, dezenformasyon ve tecrit girişimlerinin bertaraf edilmesi, vatandaşların devlet kurumlarını savunmaya çağrılması için iletişim araçlarını ve dijital platformları büyük bir maharetle seferber etti.
Gençlerin elindeki cep telefonları birer sivil direniş aracına, sosyal medya ise hakikatin korunduğu ve bilginin dolaşıma girdiği bir meydana dönüştü. Darbecilerin sükût ve korku dayatmaya çalıştığı o saatlerde gençlik; toplumun birbirine bağlı, dirençli ve karşı karşıya bulunduğu tehlikenin farkında kalmasına belirleyici bir katkı sundu.
O gece, gençliğin salt diğer kuşakların vereceği kararları bekleyen bir yaş grubu olmadığını; sorumluluğunun idrakine vardığında ve devletin geleceğinin kendi geleceği olduğuna inandığında tarihin akışını değiştirebilecek ulusal bir irade odağı olduğunu ispatladı.
Gençlik ayrıca vatan müdafaasının yalnızca silah kuşanmakla sınırlı olmadığını; sivil bir duruşla, doğru bilgiyle, cesur bir tavırla ve toplumu devletin korunması ile zorla ele geçirilmesinin engellenmesi gibi ortak bir değer etrafında birleştirme kabiliyetiyle de mümkün olabileceğini gösterdi.
15 Temmuz gecesi kazanılan zafer; tek bir partinin, liderin ya da siyasi akımın zaferi değildi: halkların iradesinin tank paletleri altında ezilemeyeceği, siyasi ihtilafların ne denli keskinleşirse keskinleşsin sivil ve anayasal zeminin dışına taşamayacağı ilkesinin zaferiydi.
Türk milleti o gece ağır bir bedel ödedi; evlatlarının birçoğu devletini savunurken canını feda etti. Şehitler ve gaziler arasında vatanların yalnızca sözle değil, fedakârlıkla ve sorumluluk bilinciyle korunduğunu ispatlamak için ön saflarda yer almayı bilerek seçen sayısız genç bulunuyordu.
Ne var ki Türk gençliğinin tarihi misyonu, darbe girişiminin akamete uğratılmasıyla noktalanmadı.
Gençlik, devleti tehlike anında koruma sorumluluğunu üstlendikten sonra izleyen yıllarda bu müdafaayı başka bir düzleme taşıdı: inşa, üretim ve inovasyon düzlemine. Zira devlet, tehditlerle yalnızca sokaklarda ve meydanlarda karşılaşmaz; üniversitelerde, laboratuvarlarda, fabrikalarda, teknoloji ve ekonomi merkezlerinde de sınanır.
Darbe girişiminin ardından geçen on yılda Türkiye, gençliğin kamusal hayattaki varlığında dikkat çekici bir dönüşüme sahne oldu. Gençler; siyasi, toplumsal, iktisadi ve bilimsel alanlarda giderek daha etkin bir rol üstlendi; birçoğu kamu kurumlarında, belediyelerde, sivil toplum kuruluşlarında, üniversitelerde, şirketlerde ve Ar-Ge merkezlerinde sorumluluk mevkilerine yükseldi.
Yeni kuşaklar, kamu hizmetinin diline yenilik kazandırmaya, modern teknoloji ve iletişim araçlarını yönetim, medya ve toplumsal hizmet alanlarına taşımaya katkı sundu. Gençlik, artık politikaların ve kararların yalnızca alıcısı değil; girişim geliştiren, fikir üreten ve çözüm sunan gerçek bir ortağı hâline geldi.
Toplumsal alanda; gönüllülük, yardımlaşma, eğitim, kültür, çevre koruma ve ihtiyaç sahibi kesimlere hizmet konularında kapsamlı gençlik girişimleri öne çıktı. Türkiye'nin karşılaştığı kriz ve afetler, gençliğin organizasyon kabiliyetini, kolektif çalışma iradesini, felaket bölgelerine hızla ulaşma becerisini ve topluma destek sunma kapasitesini açıkça ortaya koydu.
Üniversitelerde ise binlerce genç, devletin geleceğiyle doğrudan bağlantılı disiplinlere yöneldi: havacılık ve uzay mühendisliği, yapay zekâ, yazılım mühendisliği, enerji, tıp, biyoteknoloji, siber güvenlik ve savunma sanayi.
Bir havacılık mühendisi sıfatıyla ifade etmeliyim ki havacılık sektörü, son yıllarda Türk gençliğinin gerçekleştirdiği dönüşümün en somut örneklerinden birini sunmaktadır. Genç mühendisler, araştırmacılar ve teknisyenler; uçak tasarımı, elektronik sistemlerin geliştirilmesi, motor teknolojileri, insansız hava araçları ve uzay-uydu sistemleri projelerinin belkemiğini oluşturmaya başlamıştır.
Bu alanlarda Türk genci artık ithal teknolojinin edilgen bir kullanıcısı değil, onun tasarımına, üretimine ve geliştirilmesine bizzat katılan bir öznedir. Üniversiteler, araştırma merkezleri ve teknoloji şirketleri; gençliğin fikirlerini ve mühendislik çizimlerini, ulusal bir kimlik taşıyan ve uluslararası pazarlarda rekabet eden somut ürün ve projelere dönüştürdüğü mecralar hâline gelmiştir.
Tasarlanan her uçağın, geliştirilen her teknolojik sistemin, fırlatılan her uydunun ardında; bilimi vatanına hizmet ve bağımsızlığını pekiştirme aracı kılmayı bilinçli olarak seçmiş genç zihinlerin sarf ettiği uzun saatler süren araştırma, çalışma ve deneme süreçleri yatmaktadır.
Havacılık sektörünün tecrübesi, devletin korunmasının yalnızca darbecilerle meydanlarda mücadele etmekten ibaret olmadığını; aynı zamanda bilgiye, teknolojiye ve üretim kapasitesine hâkim olmayı da gerektirdiğini gözler önüne sermektedir. Zira temel teknolojilerini üretemeyen bir devlet, dış baskıya ve bağımlılığa açık kalmaya mahkûmdur; gençliğine ve zihinlerine yatırım yapan bir devlet ise ulusal iradesini koruyabilir, geleceğini kendi eliyle inşa edebilir.
Gençlik, girişimcilik ve start-up kuruculuğunda, dijital ekonomide, e-ticarette, yazılım ve yaratıcı endüstrilerde de kayda değer bir varlık göstermiştir. Üniversitelerin ya da küçük çalışma atölyelerinin bağrında doğan pek çok fikir; üreten, ihraç eden ve istihdam sağlayan projelere dönüşmüştür.
Siyasi alanda gençlik; siyasi partiler, seçilmiş meclisler, belediyeler ve kanaat oluşturan kurumlar içinde giderek daha geniş bir alan işgal etmeye başlamıştır. Katılımlarının hâlâ daha fazla genişlemeye muhtaç olmasına karşın, varlıkları; toplumun geçirdiği dönüşümü kavramak, eğitim, istihdam, barınma, teknoloji ve çevre meselelerine çözüm üretmek bakımından vazgeçilmez hâle gelmiştir.
Türk gençliği; medyada, kamu diplomasisinde, kültürde ve sporda da giderek daha görünür bir konuma yükselmiş, kimliğine bağlılığı dünyaya açıklıkla mezceden çağdaş bir ülke imajının inşasına katkıda bulunmuştur.
Böylelikle geçen on yıl boyunca büyük bir Türkiye tablosu şekillenmiştir: devletine sahip çıkmak için tankların karşısında dikilen gençlikle başlayan; bugün üniversitelerde, fabrikalarda, araştırma merkezlerinde, siyasi ve toplumsal kurumlarda emek veren gençliğe uzanan bir tablo.
Bu, elde edilenle yetinmeyen; ona bir şeyler katma ve onu ileriye taşıma iradesi gösteren bir kuşağın hikâyesidir. Vatan müdafaasının, askeri tehlikenin bertaraf edilmesiyle son bulmadığını; bilakis bilimsel üstünlük, iktisadi üretim, toplumsal fayda ve siyasi katılımla sürekli kılındığını idrak etmiş bir kuşağın hikâyesi.
Bununla birlikte, gençliğin önündeki yolun kolaylaştığını ya da zorluklardan tamamen arındığını söylemek mümkün değildir. Pek çoğu hâlâ eğitim, istihdam, hayat pahalılığı ve hedeflerine ulaşma imkânı bakımından ciddi güçlüklerle boğuşmaktadır. Devletin de gençlik için katılım alanlarını genişletmesi, görüşlerine kulak vermesi, onlara daha fazla güven ve sorumluluk bahşetmesi gerekmektedir.
Zira kendisini gerçek bir ortak olarak hissetmeyen bir gençlikle güçlü bir devlet inşa etmek mümkün değildir; liyakat, çalışma ve gayret temelinde ilerlemenin kapılarının önlerine açık olmadığı bir gençlik de bu aidiyeti hissedemez. Yeni kuşaklar, kendilerini kurumlarında temsil edilmiş ve karar alma süreçlerine ortak edilmiş bulmadıkça devletin kazanımlarının muhafazası da tehlikeye girer.
Gençliğe yapılacak asıl yatırım, üniversiteler inşa etmek ya da eğitim imkânı sunmakla sınırlı kalamaz; girişim ruhuna, tecrübe edinmeye ve sorumluluk üstlenmeye alan açmayı da kapsamalıdır. Zira vatanında bir yeri olduğunu hisseden genç, onu savunmaya çok daha hazır ve onun uğruna üretmeye çok daha muktedir olacaktır.
Darbeciler 15 Temmuz gecesi Türkiye'yi geçmişe hapsetmeye çalıştı fakat gençlik, milletinin yanında saf tutarak geleceği seçti. Devleti güç mantığına boyun eğdirmek istediler, toplum onlara irade gücüyle karşılık verdi. İnşa yürüyüşünü durdurmayı hedeflediler, o gece daha fazla bilinç, emek ve bağımsızlığa açılan yeni bir milat oldu.
Benim kuşağım için 15 Temmuz gecesi, hafızadan asla silinmeyecek bir ders olarak kalacaktır. Bize devletin, halktan uzak soyut kurumlardan ibaret olmadığını; toplumun evi, güvenliğinin ve istikrarının teminatı olduğunu öğretti. Sahipleri tarafından korunmayan kazanımların yok olabileceğini, gençliğin vatanına inandığında bugünü koruma ve yarını inşa etme kudretine erişebileceğini öğretti.
O gece tankların karşısında saf tutan gençlikle, bugün tasarım ekranlarının başında, mühendislik laboratuvarlarında, üretim atölyelerinde, üniversite salonlarında ve karar mercilerinde yer alan gençlik arasında Türkiye, şu başlığı taşıyan muazzam bir milli tablo çizmektedir:
Gençliği ve Eserleriyle Güçlü Türkiye!
Bu, tehlike gecesinde gençliğinin iradesiyle korunan; bugün de aklıyla, ilmiyle ve icadıyla inşasını sürdürdüğü Türkiye'dir. Zira vatanların gücü, yalnızca sahip oldukları imkânlarla değil; gençliğine bahşettiği güven ve fırsatlarla, gençliğin ortaya koyduğu ilim, emek ve fedakârlıkla ölçülür.