
1917’den 1948’e Filistin Topraklarında Yaşananlar
“Dert Sahibi Olmak” bizi insan kılan, hayatlarımıza anlam veren, bizleri mümin yapan bir vasıftır.
Doğru bilgilerle dert sahibi olursak, mazlumun yanında istikrarlı bir şekilde Allah bize güç verdiğince durabiliriz, yoksa yardım şevkimiz saman alevinden ibaret kalır.
Bu yazının da yanlarında olduğumuzu beyan edip desteklediğimiz kardeşlerimiz Filistinlilerin neden haklı olduğunu bizlere hatırlatacak bir yazı olmasını temenni ederim.
Yahudilerin Filistin topraklarına göçü 1880’li yıllarda başlar. 1897’de Theodore Herzl, Filistin’de Yahudiler için devlet kurma konulu ilk siyonist kongreyi İsviçre’nin Basel şehrinde toplar. Daha sonra da ortalama iki yılda bir kurulan kongreler Filistin’e göç, finansal kurumların kurulması, diplomatik girişimler başlıkları altında toplanabilecek konularda kurulmaya devam edilir. Bu sürece ait belki de en bilinen olay 2. Abdülhamid’in toprak satmama olayıdır. 1914-1918 yılları arasında süren Birinci Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiren İngiltere ve müttefikleri kazanır. (Osmanlı, Filistin topraklarından çekildiğinde bölge topraklarının %2’si Yahudilere aittir ve nüfusun %8’i Yahudi’dir) Bu devletlerde İngiliz-Fransız sömürgeciliğine karşı pek çok ayaklanma çıkar.
1917-1948 yılları arasında Filistin topraklarına İngiliz manda hükümeti hüküm sürer. Her ne kadar Yahudilerin nihai hedefi her zaman Filistin topraklarında bağımsız bir Yahudi devleti kurmak olsa da, bunu topyekûn bir savaşla başarmaya çalışmak yerine, Ortadoğu’daki varlıklarının Batı’dakilerin çıkarlarına da uygunluğunun farkında olarak, diplomasi, terör faaliyeti ve Batı’dan (Amerika ve İngilizler) alınan üst teknolojili teçhizatlarla Filistin topraklarında Filistinlilere yaptığı katliamlarla elde eder.
1917-1936 yılları arasında İngilizlerin Avrupa’daki binlerce Yahudi’nin bölgeye göçmesine imkan tanıması, Filistinlilerin kendi topraklarında bağımsız bir yönetim istemeleri; İngilizlerin, Filistinlilerin en ufak bir direniş hamlesi çok sert tepki göstermelerine karşın Yahudi çetelerinin (Haganah, Irgun..) silahlanmasına ve çete üyelerinin eğitimlerine tepki göstermemeleri Arapların isyan etmelerine zemin hazırlarken en sonunda 1935 yılında İzzeddin el Kassam’ın İngilizler tarafından öldürülmesi Filistinlilerin ayaklanmasının fitilini ateşlemiştir. Filistinliler 1936-1939 yılları arasında kendi topraklarındaki İngiliz sömürgeciliğine karşı baş kaldırmanın bedelini çok ağır ödemişlerdir. Bu ayaklanmayı güçlükle ama çok sert şekilde bastıran İngilizler, Filistinlilerin kendilerini savunmalarına yönelik bütün teçhizatlarına ağır bir darbe indirir, eli silah tutabilecek erkeklerin de %10’undan fazlası etkisiz hale getirir. İngilizler, kendilerine karşı başkaldıran Filistinlileri diplomasi yoluyla durultmak amacıyla Filistin’e 10 yıl içinde bağımsızlık vadettiği Beyaz Belge de aslında Filistin topraklarından çekilmeden önce Filistinlilere attıkları son büyük darbe olur.
Bu belgenin ilanına çok bilenen Siyonistler, Arapların 3 yıllık isyan sürecinde yerleşim yerlerini genişletir; İngiliz desteğiyle silahlı örgütlerini geliştirirler. Siyonistler diplomasideki kurnazlıklarıyla, casusluk ve terör faaliyetleriyle İngilizlerin Filistin’i terk etmesini sağlar. (İngiltere’nin gitmesine yönelik isyanlar 1944’te, yani Nazilerin yenilgisi kesinleştikten sonra başlar.) İngilizlerin Filistin’i terk etmelerine sebep olan terör faaliyetlerine geçmeden önce kendilerini askeri, diplomatik ve plan yapma konularında geliştirirler. Askeri alanda çetelerini hem eğitim hem de teknolojik silahlarla donatırlar; bunları yaparken Filistin topraklarında yaşayan Müslümanlar hakkında derin araştırma yaparlar. Ailelerinde şehit, gazi vb. olup olmadığına vb. bakarak veri toplarlar; buradan kimin direnişe katılıp katılmadığını tespit ederler. Ellerindeki bu veriler, ileride İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet'i oluşturacaktır. 1948’e kadar silahlı örgütlerini geliştirmesiyle bir devletin ordusunu, ABD’den aldığı destekle bir devletin ekonomisini; sürekli yeni yerleşimciler getirip Filistin topraklarını işgal ederek de bir devletin millet ve toprak unsurlarını sağlayacak pozisyona gelebilmiştir.
Yahudiler, 1939’dan sonra amaçlarına doğru hızla ilerlerken, Filistinliler 1939’dan sonra İngilizlerin kendilerine yönelik sert karşılığı sebebiyle bir daha doğrulamamışlardır. (Sözde Filistinlilere 10 yıl içinde bağımsızlık vaat eden Beyaz Belge’nin aslında onlara 10 yıl içinde felaket vadetmesinin sebebi budur.) 1947’de Filistin topraklarının %6’sına sahip Yahudilere BM’de Filistin topraklarının yarısı vadedildiğinde, kendi topraklarında başka bir milletin devlet kurmasına karşı çıkan Filistinliler; 1948’den sonra Yahudilerin katliamları, terör faaliyetleri, Filistinlilerin evlerini ve köylerini zorla işgal etmeleri yüzünden, 1,4 milyonluk Filistinlinin yaklaşık 800 bini mülteci durumuna düşer.
1947’de %30’luk nüfusa sahip olan ve Filistin’in %6’lık toprağını işgal etmiş olan Yahudiler, BM’nin Taksim Planı’nda kendilerine Filistin topraklarının %56’sı vadedildikten sonra 1948’de İsrail işgal devleti kurmuşlardır. Ardından terör ve işgal hareketleriyle topraklarını %78’e çıkarırlar.
Kâğıt üzerindeki bu oranların hakikatte ne ifade ettiğini belki Kudüslü Şair Nizar Kabbani’nin mısralarında, Sezai Karakoç’un Alınyazısı Saati’nde, Mahmud Derviş’in şiirlerinde okuyabiliriz.
Mahmud Derviş - Ben Yusuf’um Baba / أنا يوسفٌ يا أبي
Ben Yusuf’um, baba. Baba, kardeşlerim beni sevmiyorlar, beni aralarında istemiyorlar, baba. Sataşıyorlar bana, taş ve laf atıyorlar; ölmemi istiyorlar benim, beni övmek için. Onlar kapadı evinin kapısını yüzüme, onlar kovdu tarladan beni. Onlar zehirledi üzümlerimi, baba ve baba, onlar kırdı oyuncaklarımı. Meltem rüzgarı esip saçlarımla oynadığı zaman kıskandılar ve isyan ettiler bana, isyan ettiler sana; ben onlara ne yaptım, baba? Kelebekler kondu omuzlarıma, başaklar eğildi bana ve kuşlar uçtu ellerimin üstünde. Ne yaptım ben, baba? Ve neden ben? Yusuf adını sen verdin bana, onlar ise beni kuyuya atıp kurdu suçladılar oysa kurt, kardeşlerimden daha merhametli baba..
Doğru bilgi edinme yolculuğumuzda, tarih kitaplarının yanı sıra mevzubahis tarih, coğrafya hakkında edebi eserleri de göz önünde bulundurursak okuduklarımızı tefekkür edebiliriz. Bir ailenin parçalanmasını, sevenin sevdiğinden ayrılmasını, çocukların pazarlıksız konuşmalarını, bir insanın evinin yıkılmasını, başka bir ülkede en baştan yaşamaya çalışmayı, uzuvlarını kaybettiğinden ötürü kocalık-babalık görevini yerine getirememeyi; ailenin geçimi için zor şartlarda çalışmayı, siyonist propagandalar yüzünden “Müslüman kardeşlerim” dediğin insanların senin haklı davanda yanında olmadığını, hatta Siyonistleri destekleyenler olduğunu bile görmeyi; üzerine kimyasal silahlar kullanılmasını, tüm sevdiklerini kaybetmeyi, yüz binlerin vefat etmesinin yarattığı acıyı; tüm bu acıların büyüklüğünü, bir tane insanı öldürenin bütün bir insanlığı öldürmüş gibi olacağına iman edenler anlayabilir.
